Bismillahirrahmanirrahim
Hamd, yeri ve göğü yoktan var eden, her zerresini nizam üzere biçimlendiren, o varlıkta insana da pay ayıran Halik’a,
Salât, “Muhakkak ki sen yüce bir ahlâk üzeresin” hitabına mazhar olan, sözün ve fiilin en güzelini temsil eden, ahlakla kemâle eren insanı cesaretle yücelten, Taif’te taşlara sabrı, Uhud’da müminlere sebatı, en karanlık gecelere sabahı öğreten, bir avuç inananla yeni bir dünya imar eden Resul-i Kibriya’ya,
Selam, ahlâkı ile ufukları aydınlatan, cesareti ile karanlıkları yaran; hakikati ayakta tutan, zulme rıza göstermeyen, adalet uğruna dimdik duranlara olsun!
Hikâyemiz, yaratılışın ilk nefesiyle başladı.
O nefes, insana vicdan verdi; vicdanla ahlâk doğdu.
Ahlâk, insana yön verdi; o yön cesaretle yoldaş oldu.
Böylece insan, iyinin muhafızı, adaletin şahidi, zulme karşı duran bir direniş oldu.
Âdem’in toprakla karıldığı ilk günden beri, kalp ahlâkla, irade cesaretle birleşti; insan hiçbir zaman yolsuz ve yordamsız bırakılmadı. İlahi emir çok açık ve netti:
فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ
“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.”
Bu emir, vicdan ile iradenin, ahlâk ile cesaretin bir araya geldiği kudretli bir çağrıydı. Dosdoğru olmak; ahlâkın ve cesaretin iç içe geçtiği bir yaşam biçimiydi.
Ahlaktan arınmış cesaret, zulmün en keskin kılıcıdır. Gücü hoyratça kullanan tiranların elinde masumun kanına bulanır. Cesaretsiz ahlak ise sessizliğe mahkûm edilmiş bir vicdandır; doğruyu bilip susan, haksızlığı görüp gözünü yuman kalbin ağır zinciridir. Ahlaksız cesaret delilik, cesaretsiz ahlak ise korkaklıktır. İnsan, ancak bu ikisini birlikte taşıyabildiğinde hakikate şahit olur.
Tarih şahittir:
Kabil’in öfkesinden Habil’in kanına karışan fitne, ahlaktan arınmış cesaretin en eski lekesidir.
Firavun’un sarayından yayılan zulüm, cesaretin adaletten kopunca nasıl karanlığa dönüştüğünün delilidir.
Hz. Nuh’un 950 yıllık daveti, Hz. Musa’nın asasından doğan direniş, Ahmed-i Mahmud’u Muhammed’in nuruyla kurulan köklü medeniyet; ahlakla birleşen cesaretin çağlar üstü muştusudur.
Cesaret, nefiste kıvılcımdır; imana bağlandığında kitlelere güneş olur.
Hz. Halid’in Mute’deki adımlarında, Hz. Ali’nin Hayber’deki duruşunda, Hz. Ömer’in Kâbe’deki haykırışında bu güneşin nuru parıldar. Târık b. Ziyâd’ın Endülüs’ün kıyılarında yaktığı gemiler bu nurun meşalesidir.
Ahlak, yaratılışa uygun hareket etmek, insan fıtratının gereğini yerine getirmek; davranışları hikmet ve sorumlulukla şekillendirmektir. Cesaret ise ahlakın ete kemiğe bürünmüş hâlidir, korkuya rağmen doğrudan yana olmak, zulme karşı dimdik durmak ve hakkı savunmak, onun görünür yüzüdür.
Nebevî cesaretin sarsılmaz temsilcisi öğretti bize, karanlığı yaran bir nur gibi yürürken müşriklerin ortasında.
Gözleri âmâ eden çehresiyle değil, ahlakıyla iz bırakan Yusuf aleyhisselam öğretti bize, teslimiyetin hiç beklemediğin bir anda açılan kapı olduğunu,
Gençliğin cılız bedeniyle, dev gibi bir inkârı yıkan Davud aleyhisselam öğretti bize, zaferin sayı ve silahla değil, yürekteki imanla kazanıldığını.
Meydanlarda tek başına bir ordu gibi yürüyen Hz. Hamza öğretti bize, cesaretin kalabalıklardan değil, Allah’tan gelen sarsılmaz bir güç olduğunu.
Ammar’ın şehadeti, Mikdat’ın metaneti, Selman’ın zühdü öğretti bize; ahlak ve cesaretin ayrılmaz bir bütün olduğunu.
Ve
Selam olsun, bu mirası kuşanan gençlere,
Selam olsun, ahlak ve cesaretle inşa edilmiş düşlere,
Selam olsun, iman ve hikmet uğruna adanmış ömürlere.
Ey İmam Hatipli genç!
Sen bir medeniyetin yeniden diriliş nefesisin.
Senin dilinde Kur’an’ın sadâsı, aklında hikmetin izzeti, kalbinde ümmetin derdi var.
Cesaretinle karanlıkları yaracak, ahlâkınla ufukları aydınlatacaksın.
Mazlumun umudu, zalimin korkusu, kardeşliğin teminatı olacaksın.
Bir mazlumun ahı arşı titretirken, bir anne yavrusunu kefensiz gömerken, bir çocuk dinlenmek için şehit olmayı dilerken, yeni doğmuş bir bebek açlıktan can verirken,
Bütün milletler sussa da, mukaddes emanetin mirascısı olarak sen susmayacaksın!
Ey İmam Hatipli Kardeşim!
Sen yürüdüğün yolun dikenlerini gül eyledin. Karanfiller solsun diye oyunlar oynanırken, sen yeniden çiçek açtın. İmanını ve şahsiyetini zırh gibi kuşanıp ayağa kalktın.
Sen, çorak zihinlere rahmet tohumları eken bir muallim olacaksın.
Sen, suskun coğrafyaları dirilten bir kelâm eri olacaksın.
Sen, yüzyılın enkazından doğrulan bir medeniyet meşalesi olacaksın.
Ümmetin en zifiri gecelerinde ahlakla yön bulacak, cesaretle yol açacaksın.
Unutma! Sen ahlak ve cesaretle yükselecek, o aydınlık sabahları müjdeleyeceksin!
Ve inanıyoruz ki; çağları aşan bir haykırış olacak bizim yürüyüşümüz:
Ahlak ve cesaretle…