"Elest bezmi"nden dünyaya gelişe, dünyadan ukbâya varışa kadar hayat bir bütündür. Hayatın topyekün değerlendirmesini “tevhid” olarak da izah edebiliriz.

“Tevhid” ihmal edildiğinde parçalanmış hayatlar çıkar karşımıza. Modern yaşam biçimi tüm alanların bölümlere ayrılmasını, birbirinden bağımsızlaştırılmasını dayatır. Düşünce dünyamızda sekülerizm diye adlandırdığımız ideoloji de aslında parçalanmışlığın diğer bir versiyonunu üretmektedir.

Modernist yaklaşımla aynı parçalanmışlık, bireyde de kendini gösterir. Birey toplumdan ayrıştırıldığı gibi kendi içinde de parçalara bölünür. Zihniyle, bedeniyle, ruhuyla bir bütün olan insanoğlu aslında adeta kainatın minimize edilmiş halini yansıtır. O yüzden her insanın “bir dünya” olduğunu söyler ve insanın “kendi içinde kainat”ı barındırdığını teşbihle ifade ederiz.

Zihniyle, bedeniyle ve ruhuyla birlikte insan anlamlı bir varlığa dönüşür. Diğer bir ifadeyle bu üçünü bir araya getirerek insan olunur. Modern ideoloji ruhu yoksaymış, zihni de bedenin hizmetine sunmuştur. Aslında bedenin de kısmi hizmeti diyebileceğimiz hazcı bir yaklaşıma indirgemiştir.

Kapitalist Batı Medeniyeti, bireyi merkeze alayım derken aslında bireyi bedenin hazcı boyutuyla sınırlandırmış, üretim ve tüketim modelini de yine bu çerçevede şekillendirmiştir. Geldiğimiz nokta itibariyle Kapitalizm odaklı Batı Medeniyetinin tükenmişliğini her gün yaşıyor ve o tükenmişliğin, beraberinde bizleri de nasıl tükettiğini acı çekerek müşahade ediyoruz. Bütün bir insanlık olarak bu hoyrat yaklaşımdan nasıl kurtulacağımızı kara kara düşünmeye çalışıyoruz.

Böyle bir dönemde Türkiye’nin ve İmam Hatiplerin çok önemli bir yerde durduğuna ve tüm bu parçalanmışlık ve tükenmişlik içinde bir çıkış yolu olabileceğine inanıyorum. Bugünden bakıldığında bunun abartılı bir beklenti olduğu düşünülebilir. Ama özellikle imam hatiplerin milletimizin vasat çizgisini temsil etmesi hasebiyle önemli bir “ortak payda”ya dönüşme potansiyeli barındırdığını ve bu potansiyelin “toplumsal mutabakat”ın can suyu olacağı kanaatindeyim.

İmam hatiplerin bu potansiyelinin bizi sağlıklı bir sonuca götürmesi için son iki-üç asırlık parçalanmışlıkları bir tarafa bırakmamız gerekir. Hayatı bir bütün olarak ele alacağımız gibi bireyi de bir bütün olarak ele almamız gerekir.

Eğitimdeki başarılarımızın akademik başarıya indirgendiği bir dönemde akademik başarının yanında kültürel başarıyı, sanatsal, sosyal vb başarıyı da gündemimize alabilirsek bir tür tevhid anlayışına hizmet etmiş oluruz.

Tam da bu noktada sporun altının özenle çizilmesi gerektiğini düşünüyorum. Sporun ve sporcunun da Kapitalizm için araçsallaştırıldığı bir evrede insanoğlunun hayatının bir parçası, varoluşunun bir parçası gibi konumlandırabilirsek modern dünyanın ayartıcılığını bihakkın aşmış oluruz.

Yukarıda saydığım üç şeyin çok yönlü ve birbirini tamamlayan surette yaratıldığını söyleyebiliriz. Zihin, beden ve ruhun her birinin çok iyi potansiyele sahip olduklarını, birbiriyle entegre yürütüldüğünde insanoğlunu daha sağlıklı bir noktaya taşıyacağını ve sürekli geliştirilebilir potansiyele sahip olduklarını düşünüyorum. Bütün mesele bu üç şeyi birbirinden ayırmamak ve sürekli beslemek.

Zihnimizi sürekli okuyarak ve tefekkür ederek diri tutar ve açarız.

Ruhumuzu maneviyatla, sanatla ve içe yolculuklarla diri tutar ve derinleştiririz.

Bedenimizi ise sporla, hareketle ve aksiyonla dinamik tutar ve geliştiririz.

“Tevhid”den uzaklaştıkça bedenimizi dünyevileştirdik. Dünyevileştikçe bedenlerimiz bizden koptu ve bizim olmaktan çıktı. Şimdi yeniden bedenlerimize sahip çıkma vakti. Zihnimiz ve ruhumuzdan beslenerek bedenimizi başlıbaşına bir dünyaya/kainata dönüştürebiliriz. Hem maddi hem de manevi donanımıyla “kuvvetli mümin zayıf müminden daha hayırlıdır” yaklaşımıyla örtüştürebiliriz. Kuvvetin pehlivanlıktan ibaret olmadığını, zihninden aldığı iradeyle ve ruhundan gelen aşkla kendine hakim olmak olduğunu görürüz.

Bu sebeple bu yılı imam hatiplerde spor yılı ilan ettik, “sporda seferberlik” dedik.

Geleneksel sporlardan modern sporlara kadar tüm spor dallarında, her bir gencimizin spor yapmasını arzu ediyoruz. Kızından erkeğine, engelli olandan imkansız olana kadar her çocuğumuza sporu sevdirmeyi ve onları sporla, hareketle hemhal etmeyi önemsiyoruz.

Sporla birlikte daha dinamik ve daha üretken bir kuşağın yetişmesine katkı sunmuş olacağız. Ve tüm bunları anlatırken ve yaparken ablalar, ağabeyler, büyükler, başkanlar, babalar, anneler, öğretmenler ve idareciler olarak “yapmadığınız şeyleri neden söylersiniz?” ayetindeki uyarıyı göz önünde tutarak önce kendimizden başlamak suretiyle;

Okuyarak zihin emanetine,

İrfanla ruh emanetine,

Hareketle beden emanetine sadık kalalım…

 

Halit Bekiroğlu

04.01.2016

04.01.2017